Baba İshak Olayı

ON ÜÇÜNCÜ YÜZYILDA BİR HALK HAREKETİ VE ÖNDERLERİ
DEDE GARKIN, BABA İSHAK, BABA İLYAS


Hamza AKSÜT

Baba İshak’ın askeri önderliğinde 1240 yılının 10 Muharrem gününde Urfa ve Adıyaman yörelerinden başlayıp Malatya, Sivas ve Amasya’da devam ederek Kırşehir’in Malya ovasında son bulan olaylar, son günlerde basında yer almış, Radikal 2’de Ayşe Hür’ün bu konuda bir yazısı yayınlanmıştır. 

Sayın Hür bu yazısında, sayın Sırrı Süreyya Önder’in verdiği bilgiden hareketle, bu konuda yalnızca bir kitap (Ahmet Yaşar Ocak-Babailer İsyanı) yayınlandığını kaydetmiştir. Oysa sayın Ocak’ın kitabı bu konuda tek değildir. 2006 yılında Yurt Kitap-Yayın’dan çıkan kitabım (Hamza Aksüt, Mezopotamya’dan Anadolu’ya Alevi Erenlerin İlk Savaşı) da bu konuyu ele almakta, olayın önderleri ve olaya katılan topluluklar hakkında ayrıntılı bilgiler sunmaktadır.

Bu olayı, yalnızca resmi sözcülerin yazdığı kaynaklardan incelemek yerine, bu kaynaklarla birlikte tahrir defterleri, gezgin notları, Alevi yazılı kaynaklarıyla birlikte ele almak daha nesnel bir yaklaşım olacaktır ki, sayın Hür’ün özetlediği sayın Ocak’ın kitabında bu duruma pek dikkat edilememiştir. Ayrıca, konuyu halk tarihi düzleminde ele almak, halkla ilgili verileri içeren kaynaklardan yararlanmak şarttır. Çünkü, devletin başkentinden bakan resmi sözcüler bir halk hareketi olan bu olayı, isteseler de, bilgi kıtlığı ve yanlış bilgi nedeniyle doğru yansıtma olanağına sahip değildir. Bu nedenlerle, adı geçen yazıda yer alan tezlere eleştirel yaklaşılmalıdır ve bu yazının amacı da tümüyle bundan ibarettir. 

1-Olayın başlangıç coğrafyası, Mardin’in Derik ilçesinin Dedegarkın (günümüzdeki adı Dedeköy) köyüdür. Olayın cereyan ettiği 1240 yılında burası, başkenti Konya olan Anadolu Selçuklu devletinin değil, başkenti Mardin olan Artuklu devletinin egemenliğindedir. Olayı yorumlarken Anadolu Selçuklu devletindeki iktidar kavgalarının ya da bu devletin halkıyla ilişkileri konusunun temel alınmasının herhangi bir değeri yoktur. Yine, olay sürecinde Artuklu devletinin batısındaki topraklarda (Urfa, Antep, Halep ve Adıyaman yöresi) Eyyubi devleti egemendi. Anadolu Selçuklu devleti toprakları Adıyaman ve Malatya’dan itibaren başlıyordu.

2- Olayın manevi önderi, Baba İlyas değil, Mardin’in Derik ilçesine bağlı Dedegarkın köyünde türbesi bulunan Dede Garkın’dır. Baba İlyas ve Baba İshak, Dede Garkın’ın halifesidir. Dede Garkın, Alevi toplulukların yedi mürşit ocağından birine ad veren erendir.
Baba İlyas’ın torunu Elvan Çelebi’nin yazdığı eserde bu durum açıkça belirtilmiştir, hem de birçok yerde:

Dede Garkın ki ceddi aladır
Onun hükmü kamudan evladır

Dede Garkın’ın 400 halifesi vardır. Baba İlyas ve Baba İshak da bu halifelerdendir. Dede Garkın, dört halifesini (Bağadın Hacı, Hacı Mihman, Şeyh Osman ve Ayna Dovla) Baba İlyas’ın emrine vererek:

İmdi destur varunuz Rumu
Davet idün cemaat-ı şamı

demiş, bu emir üzerine Baba İlyas ve öteki dört halife Rum’a (Anadolu’ya) gitmiştir:

Çün vasiyet kemaline yetdi
Dede desturuyla bunlar gitti

Baba İlyas, mensubu olduğu İlyas obasıyla birlikte Rum’a giderek Amasya’nın Çad yöresine yerleşmiş ve İlyas köyünü kurmuştur. (Baba İlyas, ‘İlyas obasının babası’ anlamında sosyal bir addır. İlyas, Eymür aşiretinin bir obasıdır. Oba, Osmanlı kayıtlarında bile ‘İlyas Eymürü’ biçiminde geçer. Bu obanın yurtları, Urfa yöresindeki Bozova ve Resulayn; Diyarbakır yöresindeki Şarki Amid ve Mardin yöresindeki Sahra-i Mardin nahiyelerindeydi. )

3-Gerek resmi kaynaklara, gerekse Alevi kaynaklarına göre Dede Garkın, Baba İlyas ve öteki halifeler Mardinlidir.

Akkoyunlu devletinin saray tarihçisinin yazdığı kitapta Mardin’deki Dedegarkın yerleşiminden söz edilmektedir. On altıncı yüzyılın ilk yarısında tutulan Osmanlı tahrir defterlerine göre ise Dedegarkın, beş köyü kapsayan bir nahiyedir. Yine tahrir kayıtlarına göre burada aynı adı taşıyan bir zaviye vardır. (Aleviliğin temel kurumu olan dede ocakları zaviyelerde kurulmuş yapılardır.) 1518 yılında Safeviler ile Osmanlılar arasında cereyan eden meydan savaşının yeri bu ‘Dede Garkın sahrası’dır.
Dede Garkın soyundan olan Seyit Ednai’nin bu konuda yazdığı beyitlerden ikisi şöyledir:

Gün bu kadar keramet-i evliya zuhur eyledi
Mardin’de idi, Sultan İbrahim’e hali malum eyledi.

Sabah sağar sığını, Abdülaziz dağı otlağıdır
Evliyanın türbesinden iki gün ırağıdır

Dede Garkın, ‘Garkın boyunun dedesi’ anlamında sosyal bir addır. Onun asıl adı Numan’dır. 
Dede Garkın’ın Baba İlyas emrine verdiği halifelerden Hacı Mihman’ın adı, ‘Mihmanlı obasının hacısı’ anlamında sosyal bir addır. Mihmanlı obası, geçmişte ve günümüzde Dede Garkın ocağı üyeleriyle birliktedir. 

Tahrir defterlerinde de yer alan Ayna Dovla, Mardin’deki Dedegarkın köyünün komşusudur. Yine tahrir defterlerine göre Tur İlyas (İlyas Tepesi, ki İlyas obasının yerleşimi olan höyük), Til Affan (Affan Tepesi, Affan da Dede Garkın halifelerindendir), Bektaş-ı Büzürk ve Bektaş-ı Küçek, Dedegarkın köyünün komşularıdır. Hacı Bektaş’ın, ‘Bektaş obasının hacısı’ anlamında bir ad olduğu ve onun asıl adının Muhammed olduğu dikkate alındığında buraları, Bektaş obasının ve Hacı Bektaş’ın yurtlarıdır ki, kitabımda bu konuyu ayrıntılı olarak ele aldım.

Baba İshak’ın yurdu kaynaklarda Kefersud olarak geçmektedir. Burada iki olasılık vardır: Biri, Hısn-ı Mansur (Adıyaman) yöresindeki Kefersud, birisi ise Mardin kentinin hemen güneyinde yer alan ünlü Kefertut köyü. Dede Garkın köyünün yakınlarında İshak Danişmendli adında yerleşimler ve obalar vardır ki, buraları da Baba İshak’ın yurtları olabilir. Çünkü o, ‘İshak obasının babası’ anlamında sosyal bir ad olabilir.


4-Kaynaklarda, Baba İshak’ın ve Baba İlyas’ın Maveraünnehir’den geldiğine dair en küçük bir ipucu bile yoktur. Tam tersine bu iki erenin Şam’dan geldiğine dair açık kayıtlar vardır. (Şam, Suriye’nin adıdır. Günümüzdeki Şam’a ise o dönemde Dımışk denmektedir. Urfa ve Mardin’in Suriye olarak nitelenmesi gayet doğaldır.) Elvan Çelebi bu durumu açıkça belirtmektedir:

Gelür iken bu Şam dağından
Canavarlar solundan sağından 

Şam’da fitne kopardı ol İshak
Bunda gelürse fitne artar bak

5- Baba İshak, Baba İlyas ve öteki önderlerin Kalenderi, Hayderi gibi marjinal gruplardan olduğuna dair kaynaklarda herhangi bir bilgi yoktur. Böyle bir bağlantı kurmaya yarayacak en küçük bir veri de yoktur. Aleviliğin yapısını, kurumlarını ve ibadetlerini incelemeden yapılan ve kaynaksız olan bu yorumların tarihsel gerçekle bir ilgisi olmadığı açıktır. Olayın önderi Alevilerin yedi mürşidinden (dedelerin dedesi) biri olan Dede Garkın’dır. Bir Alevi dedesinin yaşam tarzı ve davranışları toplumca sürekli gözlenir ve cemde sorguya tabidir.

Vefai terimi ise Aleviliğin yapısını bilmeyenlerce son yıllarda bir tarikat olarak sunulmaktadır. Oysa bu terim, resmi kaynaklarda Aleviliğin yedi mürşit ocağının en kalabalığı olan Avuçan’ı nitelemek için kullanılmıştır. Ocağa ad veren eren, dördüncü imam Zeynel Abidin’in soyundan olan Ebu’l Vefa’dır. Bu eren Irak’ın Kusan yöresinde doğmuş, seyitlere yapılan baskıdan kurtulmak için daha kuzeye göçerek Nercisiyye Kürtlerine sığınmış ve Avuçan ocağını kurmuştur.
6-Bu olaya katılanların İsmaililikle bir ilgisi yoktur. Dede Garkın, On İki İmamcıdır ve Musa Kazımlıdır. İsmaililer ise Musa Kazım’ı imam olarak tanımayıp onun kardeşi İsmail’i ve soyunu imam olarak tanıyan gruptur. Kaynaklarda Baba İlyas, Baba İshak ve Dede Garkın’ın İsmaili olduğuna, hatta ondan etkilendiğine dair bir veri yoktur.

7- Olayın önderleri ve onlara bağlı topluluklar göçebe değil, yerleşiktir. Olayın önderleri, önemli bir inanç kurumu olan zaviyelerde yetişmiştir, hatta zaviye sahibidirler. Dede Garkın’ın zaviyesi Mardin’in Dedegarkın köyündedir. Baba İlyas ise Amasya’ya vardığında ana yol üzerinde hemen bir zaviye kurmuştur.) Olay a katılanların inancını göçebe kültürüyle açıklamak gerçeklere terstir. Bu bağlamda, ‘İslam’ı anlayamayan göçebelerin ya da cahil halkın yüzeysel İslami bilgileriyle’ olayın önderi olan erenlerin inancını açıklamaya çalışmak ancak resmi tarihin bir tezi olabilir ve bu ifadeler gerçeklere terstir.

8-Rum, Ermeni gibi etnik grupların bu olaya katıldığını iddia etmek, kaynakları yok saymak anlamına gelir. Gerek devletin sözcüsü, gerek Süryani tarihçi Bar Herbeaus, gerekse Baba İlyas’ın torunu Elvan Çelebi, bu grupların olaya katılanların içinde değil, tam tersine karşısında olduğunu belirtir.

9-Mehdi inancı, Aleviliğin ve Şiiliğin temel inançlarındandır. Bu inancı heteredoksi-ortodoksi bağlamında ele almak mümkün değildir. Türkiye’de son yıllarda Aleviliği heteredoks olarak nitelemek moda olmuşsa da Şiiliği heteredoks olarak nitelemek bu yorumcuların aklına bile gelmemektedir. Olaya katılanların inancını hurafe olarak nitelemek, erenlere inanmayı küçümsemek de resmi dinin tezlerindendir.

10-Olaya katılan topluluklar, Eymür (İlyas obasıyla), Garkın, Avşar, Mihmanlı, İshak Danişmendli adını taşıyan Türkmen boy ve obalarıdır. Konya sultanlığının katibinin yazdığına göre Baba İshak, Urfa ve Adıyaman yörelerindeki Türkmen ve Kürd kabile ve hanlarına propaganda yapmıştır. Olayda Kürdlerin de yer alması pekala mümkündür ancak, şimdilik bu kaynak dışında bir veriye sahip değiliz. Üstelik Elvan Çelebi, Kürdlerin karşı tarafta olduğuna dair ifadeler kullanmıştır. Ne var ki, Alevi Kürdlerin olaya katılanların karşısında olduğunu düşünmek mümkün değildir. 

11-‘Rakslı-müzikli, kadınlı-erkekli dinsel ayin’ Irak ve Mezopotamya’nın elemanlarıdır. Bunların ‘Türk geleneğinde yer aldığını’ varsayarak konuyu ele almak doğru değildir. Bu ayinle kastedilen Aleviliğin temel ibadeti olan Cem ve onun bir bölümü olan Semah’tır. 
Bu tür dinsel ayine ve semaha kaynaklarda ilk kez Ebu’l Vefa menakıbnamesinde rastlanır. Kuzey Irak’taki Nercisiyye Kürtlerini talip edinen Ebu’l Vefa’ya, “Kürd oğlanları gibi ne semah dönüyorsun” suçlamasında bulunulmuştur. Gerek semah, gerekse cem, Arapça’dır.
Rus araştırmacı Gordlevski de bu tür dinsel müziğin ve ritüellerin Irak kökenli olduğunu belirtmektedir. 

Saygı ve sevgiyle
Hamza AKSÜT